bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort istanbul escort istanbul escort şişli escort proxy
Bugun...
istanbul evden eve nakliyatreplika saatbahcelievler evden eve nakliyat

duzce satilik daire

pendik evden eve nakliyat

/a>
ALAGEYİK EFSANESİ (üç)


Cengiz YEZİZ KIRMIZI KÖPRÜ
Yezizcengiz@gmail.com
 
 

Sım sıkı Yusuf'a sarıldı; var kuvvetiyle iyice koynuna girdi. Yusufun  onu daha sıkı sarmalamasını ister gibi, başını göğsüne dayadı öylece kalakaldı. Yusuf'ta Zeliha'yı sımsıkı sarmalayıp yüreğinin içine soktu, yüreği sıcaktı. İkisi de birbirinin soluğunu,  göğüs kafeslerinin inip kalmasını  dinliyor,  ikisinden de ses seda çıkmıyordu. Kavuşmanın dayanılmaz hazzını kemiklerine kadar hissedip tadını çıkarıyorlardı.

                  Aradan epey bir zaman geçti, annesinin sesi duyuldu:

                  __Zeliha kız nerdesin baban gelmek üzere çık gel gayri.

                  İkisi de toparlandı. Hülyalarından uyanıp  küçük bir buse öpücüğü ile ayrıldılar.

                  Cemre toprağa düşmüş, havalar ısınmış, düğün günü gelmiş çatmıştı.  Böyle  havalarda düğü bir başka güzel olurdu buralarda. Güneşin kavurucu sıcağı henüz toprağı yakmadan;  gençler, yaşlılar, kadınlar ağız tadıyla üç gün üç gece vur patlasın çal oynasın oynayacaklardı. Köyde hummalı bir çalışma,  neşeli bir atmosfer almış başını gitmişti.

                  Yusuf, damat koltuğuna kurulmuş, sağdıçlar etrafına dizilmiş kuş uçurtmuyordu. Damadı çalmak adettendi ve mükafatı büyüktü. Bu yüzden Yusuf'a dört tane sağdıç tutmuşlardı. Köyün gençleri davul zurna eşliğinde Yusuf u çembere almış, sakal tıraşı bitene kadar; düğünlerle ilgili meseleler, maniler, akla gelen ne kadar eğlendirici muziplik varsa hepsini bir-bir sergiliyorlardı.

                  Gelin tarafında da telaş başlamıştı. Gelinin elleri nakış-nakış kınalı, allı duvağı ışıl-ışıl işlemeli, yanakları al-al, başında kofisi pul-pul işlemeliydi. Küheylan gibi bir ata binmiş, at öyle süslenmişti ki, mahmuzları pırı-pırıl altın gibi parlıyordu. Üzerinde Zeliha yeni doğmuş bir ay gibi zarif ve güzeldi.     Kadınlar geleneklerine uygun en süslü elbiselerini  giymiş, yanaklarına allıklar, ellerine kınalar, allı pullu, şen şakrak atın etrafında maniler türküler söyleye-söyleye damat evine doğru yürüyorlardı.

                  Düğün üç gün üç gece sürdü. Meydanda kazanlarla geyik etleri doldu-doldu boşaldı. Köylü geyik etine doymuştu. Pakraç-pakraç yoğurtlar, ev ekmekleri ganimet. Yeni-yeni bıyıkları terleyen delikanlılar,  entarilerinden yeni-yeni uç  vermiş göğüsleriyle genç kızlar,  düğünü fırsat bilmiş;  gülmüş, bakışmış, eğleşmişlerdi birbirleriyle. Onlar için düğünler kaçırılmaz bir fırsattı. Hele çocuklar akşamlara kadar köy meydanında  cirit atmış, gününü gün etmişti.

                  Bu gün üçüncü gün, son gün gelip çattı. Bu gece gelinle damat birbirine kavuşacaktı. Eğlencenin ritmi düşmüş, köy halkı ve gençler artık yorulmuştu.

                  Karanlık çökmüş, yaşlılar ve büyükler dağılmış, gençler baş başa kalmıştı. Az sonra damadı tekme tokat kapıdan içeri sokacaklardı. Bu arada sağdıçlar görevlerini layıkıyla yerine getirmiş, damadı sağ salim gelin kapısına kadar getirmişlerdi.

                  Birden hep bir ağızdan... Ya Allah Bismillah deyip damada pata küte pata küte vurmaya başladılar. Damat neye uğradığını şaşırdı, hiç beklemedik bir anda başlamışlardı. Bir ana önce kapıyı açıp yumruklardan kurtulmalıydı. Sağdıcın biri kapıya sıkıca sarılmış bırakmıyordu. Sonradan merhamete gelip kapıyı salıverdi. Sendeleyen damat kendin can havliyle içeri attı.

                  Damadı kapıda karşıladı Zeliha:

                  __Elleri kırılasıcalar insan böyle mi vurur.

                  __Adettendir Zeliham ne yaparsın.

                  Karyolaya oturdular. Damat yüz görümlüğünü gelinin gerdanına taktı, alnından öptü. Ellerini tuttu Zeliha'nın. Nihayet kavuşmuşlardı. Birbirlerine sokuldular, damat gelinin duvağını çıkardı... Birden kas katı kesildi, rengi benzi attı Yusuf un, dondu kaldı. Dışarıda derinlerden bir geyik sesi geliyordu. O kadar derinden ve içeriden  gelmişti ki sesi sadece Yusuf duya bilmişti. Zehra birden başını kaldırıp Yusuf a baktı.

                  __Ne oldu Yusuf um! bir şey mi oldu?

                  __Yok bir şey Zeliha m diyip kendini toparlamay çalıştı. Yeleğinin düğmelerini açtı, çıkarıyordu ki; yine derinlerden gelen geyik sesini duydu. Bu defa Zeliha da duymuştu, birden Yusuf'a baktı. Zeliha telaşlandı, Yusuf'un geyik sesine dayanamadığını biliyordu ama... Gerdek gecesi kendisini bırakıp gideceğine ihtimal vermiyordu.

                  Geyik böğürmeleri artmış, kapıya dayanmıştı:

                  __Dur Zeliha m şu meret geyiği kovalayıp geleyim, sabaha kadar bağırır durur şimdi kapıda.

                  Zeliha Yusuf un koluna sarıldı:

                  __Kurban olayım gitme bağırır-bağırır gider.

                  Yusuf durur gibi oldu. Bu defa geyiğin sesi öyle yakından geldi ki sanki odanın içinde.

                  Yusuf dayanamadı kalktı silahını aldı mermilerini kuşandı:

                  __Yok-yok bu bize rahat vermeyecek bunu kovalayıp geleyim.

                  Hızla dışarı attı kendini. Zeliha oturduğu yerde dona kaldı, korktuğu başına geliyordu. Kendini toparlayıp o da Yusuf un peşinden dışarı koştu.

                  Yusuf köyün dışına kadar geyik aradı. Henüz görememişti ama sesi hala geliyordu. Orman yolunda geyiğin boynuzlarını görür gibi oldu, işte orada diye düşündü. Yavaş-yavaş peşinden gitti. O gittikçe geyik daha da uzaklaştı. Geyikle birlikte ormanın derinliklerine kadar girdi. Zeliha da arkasında. Bu böyle yarım saat sürdü. Yusuf buraları avucu gibi bilirdi. Geyiğin girdiği yolun sonu uçurumdu. Şimdi yolun sonunda Kaçacak yeri kalmaz diye düşündü. Dediği  oldu, geyik uçurumun dibine geldi durdu. Yusuf hemen siper alıp gez göz arpacık derken nişan alıp tetiği çekti. Geyik sendeleyip yere düşer gibi oldu. Yusuf bulunduğu yerden fırlayıp geyiğe doğru koştu. Zeliha uzaktan izliyordu.

                  Yusuf geyiğin baş ucunda eğilmiş yaşayıp yaşamadığına bakıyordu. Geyik can havliyle silkinip depreşince  boynuzları yusufa çarptı. Yusuf dengesini kaybedip uçurumdan aşağıya yuvarlandı. Her şey Zeliha nın gözü önünde oldu. Zeliha öyle bir çığlık attı ki;  kayalıklardan yankılanan ses köyün içine, bütün evlere ulaştı. Zeliha susmak bilmiyordu artık bağırdı bağırdı bağırdı…

                  Zeliha uçurumun kenarına geldiğinde geyik fırlayıp kaçtı. Zeliha uçurumdan aşağı bakmaya çalışıyor, karanlıkta bir şey göremiyordu. Birden ne olduysa  ayağı kalkıp Yusuf'um diye bağırdı, ayakları altındaki taşlar yavaş yavaş kayarak zelihayı uçurumun eşiğine getirdi. Zeliha daha ne olduğunu anlamadan uçurumdan aşağıya düştü. Zehiha nın uçurumdan düştüğünü köylü son anda fark etti. Hepsi can havliyle uçurumdan aşağı indi; ikisi de artık yaşamıyordu. Hatice ana saçını başını yoluyor kendini yerden yere çarpıyor, başını kayalara vuruyordu.

                  Hatice ana iki kolunu var kuvvetiyle göğe kaldırmış bağırıyor ağıtlar yaktı:

                  __ Babasını aldınız da yetmedi mi? oğlunu netceniz, o daha taze evli. Etme dedim geyik avlama dedim bak babanda geyik yüzünden düştü uçurumlardan dedim dedim  dedim de dinletemedim. Şimdi bir başıma netcem bu dünyada! netcem söyleyin, söyleyin gari. Ben kaldım ya hadi beni de alın, ben tek başına naptcem  buralarda!

                  Diyerek öyle bir çığlık attı ki gök yüzüne;  bu dağlar var olduğundan beri böyle bir çığlık duymamıştı. Bir yandan da oğlunu kanlar içinde kucaklıyor sarılıyor  onu bırakıp gelinini kucaklıyor sarmalıyordu. Köylülerin eli ayağı feri kesilmiş ne bir kelime edebiliyorlar ne kımıldayabiliyorlardı.

Aradan günler geçti. 

Hatice anada bir durgunluk belirdi.

Kimseyle konuşmadı, evinden çıkmadı.

Zaman-zaman uçurumun kenarına gitti,

Oğlunun düştüğü yere fidanlar dikti.

Fidanlar büyür, iki dal çiçek oldu,

Her bahar biri maviye, Biri kırmızıya büründü.

Sonra bir ala geyik gizli gizli gelip,

Çiçekleri yerdi.

Hatice ana öfkelendi,

Her bahar gece gündüz, nöbet bekledi.

Yinede engel olamadı;

Ama bu yıl son derdi.

Bir daha yedirtmeyecekti

Biri mavi biri kırmızı

Sümbül çiçeği.

 

Cengiz Yeziz



Bu yazı 705 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI